Quote

img_20170218_164000-03

Aklın terk ettiği hayal gücü katlanılmaz canavarlar yaratır; ama akılla harmanlanmış hayal gücü, sanatın ve mucizelerinin kaynağıdır.

-Francisco de Goya y Lucientes

Advertisements

Split/Parçalanmış(2016)

mv5bztjingm2njitndriyy00zjy0ltgwntitzdbmzgrlodq4ythkl2ltywdlxkeyxkfqcgdeqxvymjy5odi4ndk-_v1_sy1000_cr006751000_al_

Konusu ve başrol oyuncusu açıklandığından beri sabırsızlıkla beklediğim Split bu hafta gösterime girdi ve ben de bugün koşa koşa sinemaya gittim, bu harika filmden bahsetmeye hazırım.

Çoklu kişilik bozukluğu olan Kevin’ın vücudunda yaşayan 23 kişiliğe ve her bir kişiliğin Kevin’ın vücudunda meydana getirdiği biyokimyasal ve karakteristik değişimlere odaklanan Split son ana kadar seyirciyi ekrana bağlıyor diyebilirim. Özellikle insan beynine yüklediği potansiyeller ve psikolojik rahatsızlıklara yeni bir bakış getirmesi sebebiyle bu konulara ilgi duyanlara şiddetle öneriyorum. Ancak psikolojik hastalıklar, çocuk suistimali, taciz ve şiddet sahnelerinden rahatsız olabilecekleri uyarmış olayım.

mv5boweym2u3nzctnjnlns00mtezlwexmzctndmwywu1ogi2nje0l2ltywdlxkeyxkfqcgdeqxvynda5njmynjy-_v1_sx1777_cr001777739_al_

Split’in yönetmeni The Sixth Sense/Altıncı His‘ten tanıdığımız M.Night Shyamalan (kendisi filmlerindeki doğaüstü sürprizlerle meşhurmuş bu arada, ben bilmiyordum.) Psikolojik gerilim türünde olan bu filmde de doğaüstü ögeler var ama inandırıcılığını kaybetmiyor korkmayın, hatta tam tersine bana bazı şeylerin olabilirliğini sorgulattı. Özellikle sonu bağlanırken gerilim, şiddet ve doğaüstü olaylar çok dengeli ve tadında, bir iki istisna dışında taşlar yerine oturuyor. Önceki diyaloglar ve flashback sahnelerle bağlantılı şeyler öğreniyoruz. Film ilerlerken kötü adamla eş zamanlı olarak kurbanları da daha yakından tanıyoruz. Bu amaca hizmet eden bazı sahneleri gereksiz bulanlar olmuş ama ben filme derinlik ve gerçekçilik kattığına inanıyorum.

Gerçekten zevkli bir film, bu yıl film önerisi isteyenler için listemin üst taraflarında olacak gibi görünüyor. Filmi bu kadar zevkli yapan en önemli şeylerden birinden bahsetmeden geçemeyeceğim, o da kurbanları başarıyla canlandıran genç kızları gölgede bırakan James McAvoy‘un muhteşem oyunculuğu. Uzun süredir çok severek takip ediyorum McAvoy’u, bu filmde de tüm beklentilerimi karşıladı, her bir kişiliği farklı insanlarmış gibi izledim. X-Men‘deki gibi popüler rollerinden dolayı James McAvoy’un hak ettiği övgüyü alamadığını düşünüyorum maalesef. 2013 yapımı komedi-dram-suç filmi Filth/Pislik‘i izlediğimde beni çok şaşırtmıştı McAvoy, Split ile daha da çok şaşırttı. Filth’i izleyenler zaten neden McAvoy’un Split için mükemmel baş rol olduğunu anlamışlardır. Filth de çok başarılı bir film, yaş sınırına bakmak şartıyla izlemenizi öneririm.

Dikkat, spoiler gibi bir şey!

mv5bmjmwotq2otc1n15bml5banbnxkftztgwota2mdy1ote-_v1_sy1000_cr0015521000_al_

Son otuz saniyeyi benim gibi siz de anlamadıysanız, aynı yönetmenin 2000 yapımı Unbreakable filmini izlemediniz demektir. Biraz internette dolaştım ve yönetmenin açıklamalarına bakılırsa son otuz saniyenin sürprizi Bruce Willis’in anlamsız cameo’su değilmiş. Geçirdiği bir tren kazasından sonra doğaüstü güçler kazanan bir adamın hikayesini anlatan Unbreakable filmindeki karakterlerden birini derinleştirip kökenini anlatmak isteyen Shyamalan bunu ayan beyan yapmak istememiş ve bizi şaşırtmak istemiş. Herkes psikolojik gerilim filmi izliyorum zannederken son sahnede aslında seri olduğunu bilmediğimiz bir film serisinin ikinci filmini, bir köken hikayesini izlemiş olduğumuzu anlıyoruz yani. Unbreakable’ı henüz izlemediğim için bu konuda başka şeyler söyleyemiyorum ama izleyenler bile son sahnede çalan Unbreakable’ın müziğini duyana kadar iki filmin bağlantılı olduğunu düşünmemişler bile. Eh, yine herkesi şaşırtmayı başarmış diyebiliriz. Bu evrende geçen bir devam filmi daha çekilecek diye bir söylence var ama ne kadar doğru, izlesek bile devam filmi olduğunu anlar mıyız bilemiyorum. 😀 Ayrıca keşke 23 kişiliği ayrı ayrı daha çok görseydik diyenler için genişletilmiş versiyon için ek sahneler çekilmiş, yoldaymış. (:

2017 favorilerimden biri Split, öneridir diyorum ve M.Night Shyamalan’ın diğer filmlerini izlemeye gidiyorum. İyi seyirler!

 

 

Gölge Şehir – Ransom Riggs

img_20170216_170131-01

“Yalnızca keşfetmek uğruna keşfe çıkma arzusu belki de sadece çocukçaydı. Bilinmeyenin romantik bir yanı vardı ama keşfedilip, kataloglanıp haritaya döküldükten sonra romantizmi kayboluyor ve gizemden yoksun kitaplardaki tozlu gerçeklerden birine dönüşüyordu. O yüzden belki de haritada birkaç boş yer bırakmak daha iyiydi. Dünyayı, en küçük sırrını dahi ortaya dökmeye zorlamak yerine, biraz olsun büyüsünü korumasına izin vermeliydik.
Belki de zaman zaman merak etmek daha iyiydi.”

Ne okudum?

Adı: Gölge Şehir/Hollow City (Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları #2)

Yazarı: Ransom Riggs

Yayınevi: İthaki Yayınları

Türü: Roman, Fantezi, Genç Yetişkin, Tarihi Kurgu(?)

Puanım: 3,5/5

Serinin ilk kitabı Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları, Tim Burton yapımı uyarlamasının da yardımıyla baya konuşulmuş ve başarıya ulaşmıştı hatırlarsanız. Filmi izleyince karşılaştırmalı kitap-film yorumu yapmayı düşünmüştüm ama şimdiye kadar ailecek severek izlediğimiz Tim Burton abimizin hikayenin kurgusuna ve genel havasına yaptığı müdahaleler hevesimi kaçırmıştı. Ayrı ayrı filmi de kitabı da sevdim sevmesine, ancak Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları kitabını genç yetişkin fantezi kitapları arasında özel bir yere koyan ne varsa klasik bir Tim Burton filmi malzemesi olması için pembeleşene kadar kavrulmuştu. Neyse iyice konudan saptık demek ki içimde kalmış yazmayınca. Ne de olsa gerçek bir kitapsever için film her zaman bir adım geridedir diyelim ve yeni bitirdiğim Gölge Şehir’e geçelim.

Geçelim dediğime bakmayın söyleyecek çok bir şeyim yok. İlk kitap gibi ikinci kitap da gayet güzeldi. Yeni karakterlerin eklenmesiyle birlikte herkesi ve tuhaflar dünyasını daha yakından tanımaya başladık, buna rağmen fotoğrafları bu sefer daha sönük buldum ben. Fotoğrafların ilk kitaptaki kadar büyük bir anlam ifade etmemeleri de bu düşünceme sebep olmuş olabilir.

Genellikle fantezi türündeki kitaplarda ortalamanın üstünde bir dil beklemiyorum, bu yüzden çok kötü (bknz: Ürperti-Maggie Stiefvater) ya da çok iyi (bknz: Rüzgarın Adı-Patrick Rothfuss) olmadığı sürece fark etmiyorum bile. Bu açıdan Gölge Şehir’in beni şaşırttığı anlar oldu. Çevirmene ve İthaki Yayınlarına da bu konuda hakkını vermek lazım. Zaten İthaki Yayınları son zamanlarda seçtiği kitaplarla, kitapların hem içerik hem de görüntü kalitesiyle ve özenli reklamlarıyla gönlümü fethetmiş durumdaydı. Vee yine konudan saptım bugün bir şey var bende çözemedim. İyi ki söyleyecek bir şeyin yokmuş yine yazmışsın bir sürü demeyin, ayıp oluyor.

Özetle, şu ana kadar tutmuş genç yetişkin fantezi kitabı 101 yöntemlerinin başarılı bir şekilde uygulandığı, sizi yormadan güzel bir maceraya davet edecek bir seri arıyorsanız bu tarafa diyorum. Seriye henüz başlamadıysanız hakkında hiçbir şey bilmeden okuyun kitabı. Ben türünü bile bilmeden başlamıştım, çok daha zevkli olmuştu. Büyük ihtimalle üçüncü ve son kitabı da okuyacağım ama yorumunu yazar mıyım bilemiyorum. İyi okumalar! (:

Dost – Vüs’at O. Bener

Ne okudum?

Adı: Dost (60.Yıl ciltli özel basım)

Yazarı: Vüs’at O. Bener

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Basım Yılı: 2013

Türü: Öykü

Puanım: 4/5

Dost, ilk defa 1952’de Seçilmiş Hikayeler dizisinde yayınlanmasının ardından yıllar boyunca yazarı tarafından düzenlenmiş ve başka öykülerle zenginleşmiş. Ben ise Yapı Kredi Yayınlarının 60.yıl özel basımını, yani ilk 12 öyküyü okudum.

Daha önce hiç Vüs’at O. Bener okumamıştım ama Barış Bıçakçı başta olmak üzere tavsiye edildiğini duymuştum. (: Arka kapağında da belirtildiği gibi Dost, Sait Faik Abasıyanık’ın Alemdağ’da Var Bir Yılan‘ıyla birlikte modern öykücülüğümüzün ilk örneklerinden ve 1950 kuşağının öncüsü kabul ediliyormuş. Sait Faik’i çok sevdiğim için ve ciltli muhteşem özel basımına dayanamadığım için aldım ve çabucak bitirdim.

img_20170125_112512-01

Kitaptaki öyküler hem diliyle hem konularıyla hayatın içinden öyküler. Hatta o kadar gerçek hissettiriyor ki çoğu zaman öykü okuduğunuzu unutuyor, tanık olduğunuz bir olayı hatırlıyor gibi oluyorsunuz. Okuduğunuz kısacık her öykünün roman doyumu vermesinden usta bir öykücüyle tanıştığınızı anlayabilirsiniz diye düşünüyorum. Sait Faik öykülerine göre daha çok olay ve karakter içeriyor Dost. Sait Faik karakterlerini kanlı canlı insanlara dönüştürmede ana karakterin bakış açısını başarıyla kullanırken Vüs’at O. Bener dinamik diyalogların gücünü ve zamanla okuyucuyu alıştıran iç sesleri kullanıyor. En azından Dost’tan edindiğim ilk izlenim bu yönde.

Dost’taki öyküleri beğendim ama çok sevdiğimi söyleyemem. Sebebi ise öykülerin gerçek hayatta görmeye alışık olmadığım insan tiplerinin fazlasıyla gerçek portrelerini merkez almasıydı. Bu durumun tam tersine pek çok okuyucuyu çekeceğini bildiğim için özellikle belirtmek istedim.

Öykü okumayı seven ya da hoş bir başlangıç yapmak isteyenlere Dost’u tavsiye ediyorum. Ben de Vüs’at O. Bener’in başka eserlerini okumaya kararlıyım. Kitaptaki en sevdiğim öyküler Yazgı ve Dost. Okuyanlar, sizinki hangisi?

Arrival/Geliş(2016)

arrivalteaseronline1-shtkenemasierraleonecoordinates

Arrival (2016) – Spoiler yok!

Dünya’nın 12 farklı yerinde ortaya çıkan uzay gemileri, diğer tüm insanlar gibi Louise Banks’in de hayatını alt üst eder. Nasıl ve neden geldikleri bilinmeyen bu dünyadışı cisimleri araştırmak için kurulan takıma dilbilimci olarak katılan Louise’in görevi oldukça kritiktir: Uzaylılarla iletişim kurarak tüm sorulara cevap bulmak. Film boyunca Louise’in insan beyninin ve modern dil anlayışının sınırlarını zorlamasını izlerken bu uzaylıların Louise’in geçmişindeki ve geleceğindeki ayak izlerini takip ediyoruz.

Arrival’ın konusu ne diye sorarsanız iletişim derim. Evet bilim kurgu filmi biliyorum ama bence izleyen herkesin iletişime ve insan beyninin işleyişine olan bakışını değiştirecek Arrival. Tartışmaya açık bir konu olsa da spoiler vermeden konuşamayacağım için derine inmeyip yorumlara bekliyorum.

Bilimkurgu denince aksiyon bekleyenlerdenseniz bu filmi sakin ve belki yavaş bulabilirsiniz ama ben filmin gizem dozunu ve ritmini çok beğendim. Son ana kadar seyircinin kafasında soru işaretleri bırakıyor Arrival ve insanın feleğini şaşırtacak kadar şoka sokmasa da hoş bir şekilde açıklıyor her şeyi. Filmi izlerken en büyük endişem de çok güzel örülmüş kurgunun sonunda havada kalması ya da saçma bir noktaya üstünkörü bağlanmasıydı ki öyle bir şey olmadı.

Filmin en güzel taraflarından biri ise en başta gördüğümüz kızına ait yaşam kesitlerinin filmin geneline yayılıp hikayeyeyle iç içe geçmesi ve sonradan gördüğümüz gibi zaman çizgisinde kilit özelliğine kavuşması. Bu aynı zamanda Louise karakterinin gelişimini ve filmin mesajına bakışımızı bambaşka bir yere taşıyor.

arrival

Amy Adams ve Jeremy Renner oyunculuklarıyla gayet başarılılar. Louise’in bu kadar güçlü bir kadın karakter olmasının sebeplerinden biri de Amy Adams’ın rolünün hakkını vermesi diye düşünüyorum.

Görsellik tam ihtiyaç duyulduğu kadar çok güzel kullanılmış, artık efektlerin abartılmadığı bir film izlemek çok zor bildiğiniz gibi. Güzel müzikler ise The Theory of Everything (Her şeyin Teorisi) ile Oscar adaylığı ve Altın Küre ödülü olan Jóhann Jóhannsson’a ait. (Jóhannsson senden tek isteğim daha az keman!) Yani genel olarak etkilendiğim ve beğendiğim bir film oldu Arrival, bana katılanlar olmuş ki 2017 Oscar Ödülleri’nde 8 adaylığı var. Bol şans diyelim. 🙂

Not: Ted Chiang’ın Story of Your Life isimli kitabından uyarlanmış. Kitap “Geliş” adıyla Monokl yayınlarından çıkmış, bilginize.