Quote

img_20170218_164000-03

Aklın terk ettiği hayal gücü katlanılmaz canavarlar yaratır; ama akılla harmanlanmış hayal gücü, sanatın ve mucizelerinin kaynağıdır.

-Francisco de Goya y Lucientes

Advertisements

Gölge Şehir – Ransom Riggs

img_20170216_170131-01

“Yalnızca keşfetmek uğruna keşfe çıkma arzusu belki de sadece çocukçaydı. Bilinmeyenin romantik bir yanı vardı ama keşfedilip, kataloglanıp haritaya döküldükten sonra romantizmi kayboluyor ve gizemden yoksun kitaplardaki tozlu gerçeklerden birine dönüşüyordu. O yüzden belki de haritada birkaç boş yer bırakmak daha iyiydi. Dünyayı, en küçük sırrını dahi ortaya dökmeye zorlamak yerine, biraz olsun büyüsünü korumasına izin vermeliydik.
Belki de zaman zaman merak etmek daha iyiydi.”

Ne okudum?

Adı: Gölge Şehir/Hollow City (Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları #2)

Yazarı: Ransom Riggs

Yayınevi: İthaki Yayınları

Türü: Roman, Fantezi, Genç Yetişkin, Tarihi Kurgu(?)

Puanım: 3,5/5

Serinin ilk kitabı Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları, Tim Burton yapımı uyarlamasının da yardımıyla baya konuşulmuş ve başarıya ulaşmıştı hatırlarsanız. Filmi izleyince karşılaştırmalı kitap-film yorumu yapmayı düşünmüştüm ama şimdiye kadar ailecek severek izlediğimiz Tim Burton abimizin hikayenin kurgusuna ve genel havasına yaptığı müdahaleler hevesimi kaçırmıştı. Ayrı ayrı filmi de kitabı da sevdim sevmesine, ancak Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları kitabını genç yetişkin fantezi kitapları arasında özel bir yere koyan ne varsa klasik bir Tim Burton filmi malzemesi olması için pembeleşene kadar kavrulmuştu. Neyse iyice konudan saptık demek ki içimde kalmış yazmayınca. Ne de olsa gerçek bir kitapsever için film her zaman bir adım geridedir diyelim ve yeni bitirdiğim Gölge Şehir’e geçelim.

Geçelim dediğime bakmayın söyleyecek çok bir şeyim yok. İlk kitap gibi ikinci kitap da gayet güzeldi. Yeni karakterlerin eklenmesiyle birlikte herkesi ve tuhaflar dünyasını daha yakından tanımaya başladık, buna rağmen fotoğrafları bu sefer daha sönük buldum ben. Fotoğrafların ilk kitaptaki kadar büyük bir anlam ifade etmemeleri de bu düşünceme sebep olmuş olabilir.

Genellikle fantezi türündeki kitaplarda ortalamanın üstünde bir dil beklemiyorum, bu yüzden çok kötü (bknz: Ürperti-Maggie Stiefvater) ya da çok iyi (bknz: Rüzgarın Adı-Patrick Rothfuss) olmadığı sürece fark etmiyorum bile. Bu açıdan Gölge Şehir’in beni şaşırttığı anlar oldu. Çevirmene ve İthaki Yayınlarına da bu konuda hakkını vermek lazım. Zaten İthaki Yayınları son zamanlarda seçtiği kitaplarla, kitapların hem içerik hem de görüntü kalitesiyle ve özenli reklamlarıyla gönlümü fethetmiş durumdaydı. Vee yine konudan saptım bugün bir şey var bende çözemedim. İyi ki söyleyecek bir şeyin yokmuş yine yazmışsın bir sürü demeyin, ayıp oluyor.

Özetle, şu ana kadar tutmuş genç yetişkin fantezi kitabı 101 yöntemlerinin başarılı bir şekilde uygulandığı, sizi yormadan güzel bir maceraya davet edecek bir seri arıyorsanız bu tarafa diyorum. Seriye henüz başlamadıysanız hakkında hiçbir şey bilmeden okuyun kitabı. Ben türünü bile bilmeden başlamıştım, çok daha zevkli olmuştu. Büyük ihtimalle üçüncü ve son kitabı da okuyacağım ama yorumunu yazar mıyım bilemiyorum. İyi okumalar! (:

Dost – Vüs’at O. Bener

Ne okudum?

Adı: Dost (60.Yıl ciltli özel basım)

Yazarı: Vüs’at O. Bener

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Basım Yılı: 2013

Türü: Öykü

Puanım: 4/5

Dost, ilk defa 1952’de Seçilmiş Hikayeler dizisinde yayınlanmasının ardından yıllar boyunca yazarı tarafından düzenlenmiş ve başka öykülerle zenginleşmiş. Ben ise Yapı Kredi Yayınlarının 60.yıl özel basımını, yani ilk 12 öyküyü okudum.

Daha önce hiç Vüs’at O. Bener okumamıştım ama Barış Bıçakçı başta olmak üzere tavsiye edildiğini duymuştum. (: Arka kapağında da belirtildiği gibi Dost, Sait Faik Abasıyanık’ın Alemdağ’da Var Bir Yılan‘ıyla birlikte modern öykücülüğümüzün ilk örneklerinden ve 1950 kuşağının öncüsü kabul ediliyormuş. Sait Faik’i çok sevdiğim için ve ciltli muhteşem özel basımına dayanamadığım için aldım ve çabucak bitirdim.

img_20170125_112512-01

Kitaptaki öyküler hem diliyle hem konularıyla hayatın içinden öyküler. Hatta o kadar gerçek hissettiriyor ki çoğu zaman öykü okuduğunuzu unutuyor, tanık olduğunuz bir olayı hatırlıyor gibi oluyorsunuz. Okuduğunuz kısacık her öykünün roman doyumu vermesinden usta bir öykücüyle tanıştığınızı anlayabilirsiniz diye düşünüyorum. Sait Faik öykülerine göre daha çok olay ve karakter içeriyor Dost. Sait Faik karakterlerini kanlı canlı insanlara dönüştürmede ana karakterin bakış açısını başarıyla kullanırken Vüs’at O. Bener dinamik diyalogların gücünü ve zamanla okuyucuyu alıştıran iç sesleri kullanıyor. En azından Dost’tan edindiğim ilk izlenim bu yönde.

Dost’taki öyküleri beğendim ama çok sevdiğimi söyleyemem. Sebebi ise öykülerin gerçek hayatta görmeye alışık olmadığım insan tiplerinin fazlasıyla gerçek portrelerini merkez almasıydı. Bu durumun tam tersine pek çok okuyucuyu çekeceğini bildiğim için özellikle belirtmek istedim.

Öykü okumayı seven ya da hoş bir başlangıç yapmak isteyenlere Dost’u tavsiye ediyorum. Ben de Vüs’at O. Bener’in başka eserlerini okumaya kararlıyım. Kitaptaki en sevdiğim öyküler Yazgı ve Dost. Okuyanlar, sizinki hangisi?