Gölge Şehir – Ransom Riggs

img_20170216_170131-01

“Yalnızca keşfetmek uğruna keşfe çıkma arzusu belki de sadece çocukçaydı. Bilinmeyenin romantik bir yanı vardı ama keşfedilip, kataloglanıp haritaya döküldükten sonra romantizmi kayboluyor ve gizemden yoksun kitaplardaki tozlu gerçeklerden birine dönüşüyordu. O yüzden belki de haritada birkaç boş yer bırakmak daha iyiydi. Dünyayı, en küçük sırrını dahi ortaya dökmeye zorlamak yerine, biraz olsun büyüsünü korumasına izin vermeliydik.
Belki de zaman zaman merak etmek daha iyiydi.”

Ne okudum?

Adı: Gölge Şehir/Hollow City (Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları #2)

Yazarı: Ransom Riggs

Yayınevi: İthaki Yayınları

Türü: Roman, Fantezi, Genç Yetişkin, Tarihi Kurgu(?)

Puanım: 3,5/5

Serinin ilk kitabı Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları, Tim Burton yapımı uyarlamasının da yardımıyla baya konuşulmuş ve başarıya ulaşmıştı hatırlarsanız. Filmi izleyince karşılaştırmalı kitap-film yorumu yapmayı düşünmüştüm ama şimdiye kadar ailecek severek izlediğimiz Tim Burton abimizin hikayenin kurgusuna ve genel havasına yaptığı müdahaleler hevesimi kaçırmıştı. Ayrı ayrı filmi de kitabı da sevdim sevmesine, ancak Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları kitabını genç yetişkin fantezi kitapları arasında özel bir yere koyan ne varsa klasik bir Tim Burton filmi malzemesi olması için pembeleşene kadar kavrulmuştu. Neyse iyice konudan saptık demek ki içimde kalmış yazmayınca. Ne de olsa gerçek bir kitapsever için film her zaman bir adım geridedir diyelim ve yeni bitirdiğim Gölge Şehir’e geçelim.

Geçelim dediğime bakmayın söyleyecek çok bir şeyim yok. İlk kitap gibi ikinci kitap da gayet güzeldi. Yeni karakterlerin eklenmesiyle birlikte herkesi ve tuhaflar dünyasını daha yakından tanımaya başladık, buna rağmen fotoğrafları bu sefer daha sönük buldum ben. Fotoğrafların ilk kitaptaki kadar büyük bir anlam ifade etmemeleri de bu düşünceme sebep olmuş olabilir.

Genellikle fantezi türündeki kitaplarda ortalamanın üstünde bir dil beklemiyorum, bu yüzden çok kötü (bknz: Ürperti-Maggie Stiefvater) ya da çok iyi (bknz: Rüzgarın Adı-Patrick Rothfuss) olmadığı sürece fark etmiyorum bile. Bu açıdan Gölge Şehir’in beni şaşırttığı anlar oldu. Çevirmene ve İthaki Yayınlarına da bu konuda hakkını vermek lazım. Zaten İthaki Yayınları son zamanlarda seçtiği kitaplarla, kitapların hem içerik hem de görüntü kalitesiyle ve özenli reklamlarıyla gönlümü fethetmiş durumdaydı. Vee yine konudan saptım bugün bir şey var bende çözemedim. İyi ki söyleyecek bir şeyin yokmuş yine yazmışsın bir sürü demeyin, ayıp oluyor.

Özetle, şu ana kadar tutmuş genç yetişkin fantezi kitabı 101 yöntemlerinin başarılı bir şekilde uygulandığı, sizi yormadan güzel bir maceraya davet edecek bir seri arıyorsanız bu tarafa diyorum. Seriye henüz başlamadıysanız hakkında hiçbir şey bilmeden okuyun kitabı. Ben türünü bile bilmeden başlamıştım, çok daha zevkli olmuştu. Büyük ihtimalle üçüncü ve son kitabı da okuyacağım ama yorumunu yazar mıyım bilemiyorum. İyi okumalar! (:

Arrival/Geliş(2016)

arrivalteaseronline1-shtkenemasierraleonecoordinates

Arrival (2016) – Spoiler yok!

Dünya’nın 12 farklı yerinde ortaya çıkan uzay gemileri, diğer tüm insanlar gibi Louise Banks’in de hayatını alt üst eder. Nasıl ve neden geldikleri bilinmeyen bu dünyadışı cisimleri araştırmak için kurulan takıma dilbilimci olarak katılan Louise’in görevi oldukça kritiktir: Uzaylılarla iletişim kurarak tüm sorulara cevap bulmak. Film boyunca Louise’in insan beyninin ve modern dil anlayışının sınırlarını zorlamasını izlerken bu uzaylıların Louise’in geçmişindeki ve geleceğindeki ayak izlerini takip ediyoruz.

Arrival’ın konusu ne diye sorarsanız iletişim derim. Evet bilim kurgu filmi biliyorum ama bence izleyen herkesin iletişime ve insan beyninin işleyişine olan bakışını değiştirecek Arrival. Tartışmaya açık bir konu olsa da spoiler vermeden konuşamayacağım için derine inmeyip yorumlara bekliyorum.

Bilimkurgu denince aksiyon bekleyenlerdenseniz bu filmi sakin ve belki yavaş bulabilirsiniz ama ben filmin gizem dozunu ve ritmini çok beğendim. Son ana kadar seyircinin kafasında soru işaretleri bırakıyor Arrival ve insanın feleğini şaşırtacak kadar şoka sokmasa da hoş bir şekilde açıklıyor her şeyi. Filmi izlerken en büyük endişem de çok güzel örülmüş kurgunun sonunda havada kalması ya da saçma bir noktaya üstünkörü bağlanmasıydı ki öyle bir şey olmadı.

Filmin en güzel taraflarından biri ise en başta gördüğümüz kızına ait yaşam kesitlerinin filmin geneline yayılıp hikayeyeyle iç içe geçmesi ve sonradan gördüğümüz gibi zaman çizgisinde kilit özelliğine kavuşması. Bu aynı zamanda Louise karakterinin gelişimini ve filmin mesajına bakışımızı bambaşka bir yere taşıyor.

arrival

Amy Adams ve Jeremy Renner oyunculuklarıyla gayet başarılılar. Louise’in bu kadar güçlü bir kadın karakter olmasının sebeplerinden biri de Amy Adams’ın rolünün hakkını vermesi diye düşünüyorum.

Görsellik tam ihtiyaç duyulduğu kadar çok güzel kullanılmış, artık efektlerin abartılmadığı bir film izlemek çok zor bildiğiniz gibi. Güzel müzikler ise The Theory of Everything (Her şeyin Teorisi) ile Oscar adaylığı ve Altın Küre ödülü olan Jóhann Jóhannsson’a ait. (Jóhannsson senden tek isteğim daha az keman!) Yani genel olarak etkilendiğim ve beğendiğim bir film oldu Arrival, bana katılanlar olmuş ki 2017 Oscar Ödülleri’nde 8 adaylığı var. Bol şans diyelim. 🙂

Not: Ted Chiang’ın Story of Your Life isimli kitabından uyarlanmış. Kitap “Geliş” adıyla Monokl yayınlarından çıkmış, bilginize.